Pek de taşıyamadığı ağırlığı birdenbire iki katına çıktı. Namaz eteği tombul ayaklarına dolandı. Dengesini kaybetmen önce günün şavkı sönüvermişti…
Karanlıktan kuvvetli bir ışık sızdı. Kamaşan gözlerini ovaladı. Ayılıyordu. Başını çarpmıştı, çok acı çekiyordu. Doğrulmaya çalıştı. Başaramadı. Sürünerek eşinin yanına gitti. “Galiba düştüm. Kendimi hiç iyi hissetmiyorum Serhat’ı arar mısın? Bir de doktor getirsin.” Dedi. Yavaşlamışlığına inat, koşar adım davrandı, Ramazan Bey. Hemen büyük oğlu Serhat’ı aradı. Çok üzülmüştü. Kulağı az işitiyordu. Can yoldaşının düştüğünü anlamamıştı. Suçlanmıştı. İyi duyamıyordu. Mahcup bir şekilde yanına döndüğünde “geçmiş olsun, nasılsın şimdi?” Diye sordu. Gönlünü almak istiyordu. Uzun zamandır tespih çektiği için ne kadar baygın kaldığını anlayamamıştı.
Artık yaşlanıyorlardı. Ahir ömürlerinde yalnız kalmışlardı. Dokuzuncu evlatlarının da mürüvvetlerini görmüşlerdi. En küçük oğulları Fatih bir yıl kadar evliydi artık. Çok yakında baba olacaktı. Onun evlenmesi ile rahatlamışlardı. Son görevlerini de ifa etmiş olmak, üzerlerindeki yükü hafifletmişti. Ömürlerinin sürpriz meyvesi Fatih doğduğunda, kendisinden büyük yeğenleri vardı. Evin dokuz numaralı neşesi, hiç ummadıkları bir zamanda girmişti hayatlarına. Çok şaşırmışlar ve utanmışlardı…devamı
BETÜL ŞATIR
Kategorisi: Senin Hikayen, bir kıssa bir hisse bir öğüt






















